Hadise

06 Nisan 2013

Biraz tedirgin gittim Emirgân’daki La Boom’a. Hava, Nisan’a yakışmayan bir renkte, kapalıydı. Şahane Boğaz manzarasına karşı beklemeye başladım. Çok geçmeden Hadisegeldi. Kırık beyaz sade bir elbiseyle sabahın o saatine ve havanın karanlığına inat, çiçek gibiydi. Gözlemlemeye başladım, ilk karşılaşmamızdı sonuçta. Makyözü ve kuaförü o kadar neşeli görünüyorlardı ki, işinden memnun olmayan kimsenin öyle olamayacağını düşündüm. Konuşmaya başladık, iki dakika geçmeden, Hadise’nin arkasındaki duvarın kenarından biri küçük biri daha büyük 2 kafa göründü, benim fark ettiğimi görünce kayboldular. “Civardaki çocuklar olsa gerek” diye devam ediyorduk ki; az önceki 2 kafa yeniden belirdi, bu kez vücutlarıyla. Minicik bir kız ve annesi, arkalarında baba. Küçük kız Hadise hayranıymış, fotoğraf istediler. 1,2,3 derken ben darlandım, Hadise hâlâ aynı sevecenlikle konuşmaya ve fotoğraf çektirmeye devam etti. “Pardon” dedim içimden. “Kaç yaşına geldin Heja, hâlâ her pop yıldızını poptirik sanıyorsun…” İkinci bir itirafım daha var: Ben Hadise şarkılarını çok dinlemezdim, Aşk Kaç Beden Giyer şarkısına bayılmıştım! Visal’i de o yüzden merak edip dinledim, ciddi ciddi iyi bir şarkı. Röportaj da şarkı gibi oldu. Başkalarından daha iyi!

SAL

Visal, eski şarkılarınıza göre daha sert sanki…

Evet, bayılıyorum böyle yorumlara. Kesinlikle daha sert bir şarkı. Ne kadar tutkulu bir aşkı anlatsa da karamsar bir şarkı aslında. İlişkide iki kişi var ama biri ötekini daha fazla seviyor. Hep öyle olur ya… Bunu da anlatıyoruz şarkıda. Müzik olarak da farklı. Bu tarzı seviyorum. Biraz daha “dub step” bir tarz. Türkiye’de dub step müzik yapan galiba ilk biz olduk.

Biraz da rock sound’u var gibi…

Evet. Zaten çok seviyorum rock dinlemeyi. Şu aralar sürekli Özlem Tekin’in Kargalar şarkısını dinliyorum, müthiş güzel. Özlem Tekin’i, Şebnem Ferah’ı çok seviyorum. Konserlerimde de onların şarkılarını seslendiriyorum.

Başka tarzlarda ya da bildiğiniz diğer dillerde şarkı söylemeyi düşündünüz mü hiç?

Dinlediğim müzik tarzları daha farklı. Ama her müzik tarzı her dile uymuyor. Mesela rap Amerika’da daha yaygın çünkü dil daha uygun. Ben de Türkçe’ye uygun ama kendi sevdiğim tarzlara da uygun şarkılar söylüyorum. Diğer dillerde zaten şarkı söylüyorum ama Türkçe başka. Tabii ki benim de yapmak istediğim başka şeyler var. Türkiye’yle sınırlı kalmak istemiyorum. O yüzden başka dillerde albüm yapmak istiyorum. Ama şimdi bunun için doğru zaman değil. Her şeyin bir zamanı olduğuna inanıyorum.

Visal’i ilk dinlediğiniz anda “Bu, o şarkı” mı dediniz?

Şarkıyı ilk dinlediğimde sevmiştim ama albümde kullanmak istememiştim. Terazi burcuyum, bir gün öyle bir gün böyle olabiliyorum. Her şarkı için aynısını yapabilirim. Bir hafta çok sevip dinlediğim şarkıyı sonra sevmem, dinlemem, söylemek istemem. Zaman geçer, yeniden severim. Visal de öyle oldu. Zaten sadece benim için yapılmış.

Türkiye’ye gelmeyip müzik kariyerinize Belçika’da devam etseydiniz, yine bu kadar başarılı olur muydunuz?

Hayır. Hiç sanmıyorum.

15 YAŞA ÖĞÜTLER


İlk albümünüzü 15 yaşındayken çıkarmıştınız… Mutlaka o günden bu yana çok şey öğrenmişsinizdir ama öğrendiğiniz en önemli şey ne?

Çok tuhaf, daha geçen gün bunu düşündüm… Tabii ki çok şey öğrendim. 15 yaşında daha çocuktum. O zaman yaptığım işleri de beğeniyorum. “Keşkeler”im yok benim. “Keşke” sözünü sevmiyorum. Her yaşanan için “Bundan ne öğrendim” diyorum. Önemli olan iç huzuru. Bu süre içerisinde sahnede nasıl daha iyi olabileceğimi öğrendim. Sahne başka bir şey. Ne kadar yetenekli olduğunla ilgili değil. Sürekli çalışmak gerekiyor ve sahneye çıktıkça, kalabalığa nasıl hitap edeceğini öğreniyorsun. Bunu O Ses Türkiye yarışmacılarına da söylüyorum.

Peki 15 yaşındaki Hadise ile şu an karşılıklı otursanız, ona şu 4 konuda ne öğüt verirdiniz?


KARİYER:
 Önce hatalarımı düşünürdüm ve onlardan ders alıp iyi bir avukatla çalışmasını söylerdim.

AİLE:
 “Bazı konularda aileni daha fazla dinlemelisin” derdim. O yaşta, o an ne yaşamak istiyorsan onu yaşıyorsun. En yakınındakilerin söylediklerini bile göremiyor insan…

GÜZELLİK:
 Uzmanlarla çalış. Sizin işinizi ben sizin kadar iyi yapamam, siz de benim yaptığım işi yapamazsınız. Bu yüzden, “Her alanda bir uzmanla çalış” derdim. Bu her konu için geçerli, spor, diyet, kıyafet, saç, makyaj. Doğru seçimleri yapmak, bunu bir ekiple karar vererek gerçekleştirmek önemli. Bunu yapmak vaktimi aldı ama şu anda ekibimi oturttum ve çok mutluyum.

AŞK:
 Hiçbir şey demezdim. Yaşayacaksın, aşkta kural yok. O an kalbin ne istiyorsa, onu yapıyorsun. Herkes ne derse, ne tavsiye ederse etsin, etkilenmiyorsun ki… O yüzden yaşa. Ağlayacaksan ağla. Aşk budur. Aşkla ilgili başka bir şey diyemezdim.

OYUNCULUK


Televizyona iyice ısındınız… Başka projeler var mı?

Birkaç teklif aldım ama henüz kesin bir şey yok. O Ses Türkiye için Acun’la tanıştığım ilk geceyi çok iyi hatırlıyorum. Şunu söylemiştim: “Bu programın benim sanatçı kimliğimi gölgelememesi lazım.” Bu benim için en önemli şey. O Ses Türkiye, doğru bir platformdu. Adı üstünde ses, müzik, sahne performansı… Ben de 15 yaşındayken aynı şeyleri yaşadım. Bunun içinde yer almamam komik olurdu. Bunu ilk 3-4 bölümden sonra anladım. “İnsanlar beni televizyonda sevdi, çok tatlı buldu, hadi televizyonda başka işler de yapayım” demiyorum. Çünkü bunu yaptığınız an yoldan çıkıyorsunuz. Yoksa o kadar çok teklif geliyor ki, hepsine “Evet” desem sonu gelmez, imkânsız.

Oyunculuk hayaliniz var mı?

Var, biraz klasik bir cevap ama vallahi var! Çok istiyorum oyunculuk yapmayı. Kliplerde oynamayı, poz vermeyi çok seviyorum çünkü. Ama yine “Doğru proje” diyorum. Bugüne dek film ve dizi teklifleri aldım. Ama doğru iş değildi. Oyunculukla ilgilenirsem sadece onu yaparım.

Nasıl yani müziği bırakır mısınız?

Hayır, o dönem sadece oyunculukla ilgilenirim. Aralara konser falan sokmam. O proje 2 ay beni istiyorsa, sadece ona odaklanırım. Aynı anda hem set hem sahne hem ekran olmaz. Yoruculuğu boş verin, ben yorulmayı severim ama beyin için iyi değil.

Bu kadar ünlü ve başarılı olmanın dezavantajları neler?

Çok dikkatli olmak lazım. Göz önündeyiz, çocuklar, anneler, babalar izliyor. Sanatımla tepki almak güzel. İnsanları uyandırıyorsunuz, düşündürüyorsunuz, malzeme veriyorsunuz. Ama her zaman istediğiniz gibi hareket edemiyorsunuz, maalesef bu bir gerçek. Yine de buna bir dezavantaj gibi bakmıyorum. “Bu benim hayatım” diyorum ve kabulleniyorum. Kabullenince dezavantaj olarak görmüyorsunuz.

SOSYAL MEDYA


Sosyal medyanın hayatımızı bu kadar yönlendirmesi sanatçı olarak sizi rahatsız ediyor mu?

Beni rahatsız eden şey, spekülatif haberler. Adam hastanede yatıyor, sosyal medyada “öldü” haberi dolaşıyor. Eskiden yoktu bunlar. Bir yandan da çok büyük avantajı var çünkü fanlarla sürekli bir aradasınız. Ne seviyorlar, neyi beğenmiyorlar anında görüyorsunuz. Tabii arada saçma sapan yorumlar yapanlar da var. Ama okumuyorum onları. Okumamayı da kabullenmek lazım.

Sanatçılar neden isyan ediyor?

Hayalini kurduğunuz işler var mı?

Evet. Türkiye’de daha fazla doğru sahne olmasını istiyorum. İstediğimiz performansları sahne olmadığı için sergileyemiyoruz. Tabii ki de festivaller, üniversite şenlikleri çok güzel. Beni izlemeye gelenler dertlerini unutsun, şarkı söylesin, dans etsin, tadını çıkarsın istiyorum. Büyük arenalar var ama hem sayıları az hem da doldurmak zor. Yurtdışından gelen sanatçılar bile bazen dolduramıyor onları. Yurtdışında 1000 kişilik tiyatro salonları gibi mekânlar, hem tiyatro hem konser salonu olarak kullanılabilir. Müthiş olur. Türkiye’de en az 500 salon olmalı böyle. Keşke böyle bir şey yapabilsek… Aklımda o kadar çok şey var ki… Mesela bir akustik konser yapmak istiyorum ama bunu bir festivalde ya da açık hava konserinde yapamazsınız. Avrupa’da Amerika’da böyle mekânlar var. İnsanlar “Bu yaz sadece akustik konserler yapacağım” diyor. Küçücük ülkelerde bile bunu yapabiliyorlar, biz kocaman Türkiye’de neden yapamıyoruz? Ben sanata değer veriyorum. Biz sanatımızı nerede göstereceğiz? Sadece kliplerle olmuyor bu iş. Bu beni çok rahatsız ediyor, bu konuda gerçekten bir şeyler yapmak istiyorum. Kültür Bakanı’na sesleniyorum: “Devletten para istiyorum”. Salonlarla ilgili oyunculardan da çok şikâyet duyuyoruz. Sanatçı olarak neden isyan içindeyiz ki? Sanat insanların özgürlüğünü yaşayacağı bir ortam. O yüzden çok önemli.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

w

Connecting to %s