İyi ki Doğdun Deniz Türkali!

510

“Dünyada ondan daha fazla olsun” diyeceğim kişileri sıralamamı isterseniz o listede hiç kuşkusuz Deniz Türkali başlarda yer alır. Hiçbir şeyi güzel olmasaydı bile gözleri, gözlerinin ifadesi, rengi yeterdi. Ama kadın Akdeniz gibi bir kadın. Deniz gibi kadın lafının klişeliğinden uzak; mavi, bereketli, dolu dolu, insanı rahatlatan, gökyüzünü aydınlatan cinsten, az bulunur bir Deniz o. Adıyla bu derece örtüşen başka insan tanımadım sanırım.

Bugün Deniz Türkali’nin doğum günü. Onun gibi güzel insan Murat Çelikkan’ın Deniz’le yaptığı nehir söyleşi kitabı “Daha Dans Edicem“i kendinize hediye olarak alın bugün. Daha çok Murat, daha çok Deniz olsa aslında ne güzel insanlar yetiştiren bir ülke Türkiye. (Bugün burnumun direği sızlıyor dostlarımı özlemekten, o yüzden Türkiye güzel diye araya sıkıştırıverdim.)

Deniz’le yaptığım ilk röportajdı. 2011 yılında yapmıştık, Deniz içimi umutla doldurmuştu. Daha çok aşk, daha çok kahkaha, daha çok güzel günler (ve daha çok röportajımız) olsun hayatında Deniz Türkali. İyi ki doğdun. 

oyuncu-deniz-turkali

Bu yazının 46 yerinde aşk var

Âşık olduğu duyunca, “Deniz Türkali, 67 yaşında liseli kızlar gibi” diye yazdı gazeteler. Oysa tanıyanlar onun her zaman liseli bir kız gibi olduğunu biliyor çünkü Deniz Türkali her zaman âşık. Bir erkeğe olmasa da hayata, kedilere, dostlarına, kızlarına, oyunculuğa. Bu da bir aşk röportajı. İlk sorusundan son kelimesine kadar.

HEJA BOZYEL/ HT PAZAR- ÖZEL RÖPORTAJ -2011

Meğer herkesin romantik bir aşk hikâyesine ihtiyacı varmış! iyi ki Deniz Türkali, Kemal Öncü’ye âşık oldu da bize konuşacak şey çıktı. Kemal Öncü, Deniz Türkali’nin lise arkadaşı. Ama sadece “arkadaşmışlar.” Aşk, liseden yıllar sonra, bu yaz Bodrum’da başlamış. Deniz Türkali, saklamadan anlatıyor hepsini. Tüm aşklarını. Kızlarına, tiyatroya, Yıldırım Türker’e olan aşkını. Bir tek “Ya Atıf Yılmaz” dediğimde susuyor, bu konuda konuşmak istemiyor. Bazen susmak, kelimelerden daha çoğunu anlatır aşkta. O yüzden de zaman zaman en güzel aşk şiirleri bile kof kalır ya…

■ Yıldırım Türker’in “Benim Ablam” şiirini sizin için yazdığı doğru mu? Kendisine sordum “Deniz cevap versin” dedi. (Benim Ablam şiirini sonradan Sezen Aksu “Ablam Aşktan Öldü” adıyla besteleyip seslendirmişti.)
Evet, bana yazdı. Yıldırım dünyada en sevdiğim insanlardan biri. Eğer birincisi değilse, ki “birincisi” diyemem, çünkü annemler, kızlarım Zeynep ve Ceren var. Şimdi bir de Daphne çıktı başımıza, onu da seviyorum. Yıldırım benim en büyük aşklarımdan. O benim annem, babam, kardeşim… Bütün dünyamı değiştiren, zekâmı parlatan kişi. Hayatla ilgili bildiğim çok şeyi ondan öğrendim. Onun benim için bir şey yazmış olması olağanüstü değerli. Uçan Süpürge Festivali’nde de benim için yazdıklarını okuyunca hem çok gururlandım hem de “Lâyık mıyım acaba bu kadar sevgiye” diye düşündüm.
■ Gerçekten o şiirdeki gibi mi yaşıyorsunuz aşklarınızı?
Hayır, öyle yaşamıyorum. O şiir bir aşk yaşama halinden doğmadı zaten, o başka bir şey. Benim kabuk değiştirme sürecimde yazıldı. Yani şiirde bana atfedilen aşkı birine hissettiğim için yazılmadı.
BABAM AŞKLARIMA KARŞI ÇIKTI

■ İlk aşkınızı hatırlıyor musunuz?

Tabii ki hatırlıyorum, bütün aşklarımı hatırlıyorum. Ama ilk aşkımı anlatmayayım şimdi.
■ Babanızın karşı çıktığı bir aşkınız oldu mu hiç?
Babam benim bütün aşklarıma karşı çıktı. Bir tek ilk kocam Ernesto’ya hariç çünkü o bir şey söyleyene kadar biz çoktan evlenmiştik. O da aşk mıydı bilmiyorum…
■ Birilerinin karşı çıkması aşkı alevlendiriyor mu?
Hayır, bana hiçbir şey ifade etmiyor bu tür bir durum. “Dünyanın en şahane insanı, çok akıllı, çok yakışıklı” diyerek âşık olmuyorum çünkü. Tabii bunu Kemal için söylemiyorum. Kemal lisedeyken okulun en yakışıklısıydı. O zaman benim hiç ilgimi çekmiyordu, o ayrı. Bir insanı severken, bir sürü değişik değerini görüp seviyorsun. Ama âşık olmak bambaşka bir şey. Aklı başında normal insan hali değil ki âşık olmak!
■ Kemal Bey lisenin en yakışıklısıysa o zamanlar ona âşık olan bir sürü kız vardır. Yani şimdi fotoğraflarınızı görüp ah çeken çoktur değil mi?
Harika diye çok yakın bir arkadaşım vardı. Onunla Kemal’in ne kadar efendi ne yakışıklı olduğunu konuşurduk hep. Ama benim yakışıklı diye âşık olduğum James Dean’den başka birini hatırlamıyorum. Kemal’eyse kimler âşıktı bilmiyorum, o yaşlarda insan çok daha benmerkezci oluyor, başkalarını umursamıyor.
■ Kadere inanıyor musunuz? Yani Kemal Bey’le karşılaşmanız, Bodrum’da âşık olmanız kaderin bir oyunu mu?
Bilmem, kader mi tesadüf mü?
■ Aşkın diğer yüzü de insana “Benden uzak olsun” dedirtebiliyor. Sizin hiç böyle zamanlarınız oldu mu?
Hayır, hiç olmadı. Birincisi ben hayatta kendime hiçbir şeyi yasaklamadım, kimsenin yasaklamasından yana da değilim.
■ İşler tersine dönmeye başlayınca nasıl bir kadın oluyorsunuz? İntikamcı mı, alıp başını giden mi?

Bittiği zaman bitiyordur, öyle intikam duyguları falan yaşadığımı hatırlamıyorum. Bir ilişki hiçbir zaman tek taraflı bitmez. Belki bazen bir taraf daha çok acı çeker. Hiçbir zaman “Ya tek edilirsem” diye düşünmedim. İnsan âşıkken neden böyle şeyler düşünsün ki? Aşkın çok neşeli, çok eğlenceli, mutluluk veren bir şey olduğunu düşünüyorum. Bir insanı özlersin ve bu içinde acı duygusu yaratabilir ama özlemek, beklemek de çok güzel şeyler.
■ Kıskanç mısınız? Hiç değilim.

“Sağa bakma, sola bakma, ben varım” demem.
■ Bir noktada insan kendiyle çelişmeye, sorgulamaya başlıyor aşkı. O noktada ne yapıyor Deniz Türkali?
Kendinle çelişmeye başladıysan aşk da tavsamaya başlamıştır. Çünkü politika, müzik veya edebiyat hakkında anlaşıyorsun diye biriyle birlikte olamazsın. Sonuç olarak siyasi parti kurmuyorsun, gazete çıkartmıyorsun, bir duygu yaşıyorsun. Dolayısıyla anlaşmak ya da kendinle çelişmek diye bir şey yok. O çelişkiler ağır basmaya başlarsa aşk sönmeye başlamıştır.
■ Yeni neslin aşklarını nasıl görüyorsunuz?
Çok farklı görmüyorum. İlişki anlamında farklar var tabii. Daha özgür olan bir kesim var. Belli bir kesim içinse devam eden kâbuslar var hâlâ. Aşk denilen öznenin her insanda ve her ilişkide farklılaştığını düşünüyorum. Bunun nesillerle ilgisi yok.
■ İletişim olanaklarının daha fazla olması değiştirmiyor mu aşkı?
Belki tüketim hızını değiştiriyor olabilir. Bunu çok bilemiyorum. İnsan duyguları hakkında kesin yargılara varmak bana doğru gelmiyor, çünkü ne desen ağzından çıktığı anda eskimiş ve başka bir boyut kazanmış oluyor. Sen o ihtiyar insanların söylediği “Ah bizim zamanımız” laflarına inanma.

“YÖNETMENİN YATAĞINA DEMİR ATMIŞIM”

■ Yeşilçam filmlerine bakınca aşk eskiden başkaymış gibi geliyor.

O bir fantasya, bir düş dünyası. Ayrıca hayatımda gördüğüm en sıkıcı işler. Kadın evleniyor, kocasını bekliyor evde, Allah’tan araya bir kötü kadın giriyor da hayatları renkleniyor. O filmlerde yaşayan tek canlı karakterler “kötü kadın”lardır.
■ Sizce bir kadının âşıkken mutlaka yaşaması gereken şey ne?
Bak canım, sevgi de aşk da her şey gibi beslenmeye muhtaçtır. Onu beslemezsen, sıkıcı bir alışkanlık haline getirirsen ölür. “Aşk bitiyor, alışkanlık başlıyor” derler ya, ben hiç
inanmamışımdır o lafa. 32 yıl evli kaldım Yılmaz’la (Atıf Yılmaz) son dakikasına kadar birbirimize âşıktık. Aşkın binlerce yüzü var. Önemli olan duygu halini besleyip diri tutmak. Bir taraf bunu yapmazsa, diğer taraf onu kışkırtıp yapmalı. Ha, olmazsa da olmaz. Yapacak bir şey yok o durumda.
■ Şimdiye kadar oynadığınız karakterler içinde en güzel aşk hangisinin yaşadığıydı?
Bütün dediklerimin tersi olacak şimdi ama o bir film karakteri. Gece, Melek ve Bizim Çocuklar’daki Melek. O karaktere, filme bakınca “Aşktan da ölünür” diyorum. İnsan ölecekse aşktan ölsün, ne güzel.
■ Atıf Yılmaz gibi bir kaynak varken elinizde, neden çok daha cilâlı, çok daha ön planda rollerde olmadınız bugüne kadar?
Şekerim, bir keresinde Yılmaz’a sormuştum, “Hani bu şöhrete giden yol yönetmenin yatağından geçiyordu” diye; o da dedi ki, “Geçecektin sen demir attın.” Bilmiyorum sorunun cevabı oldu mu bu?
■ Hiç mi “Ben de senin karınım yahu, bu rol benim olmalı” demediniz?
Çok söyledim. Ağladım, çırpındım. Yılmaz’la hiçbir zaman karı koca olmadık biz. İki sevgiliydik, 32 yıl sürdü bu durum. Bu ilişki içinde hiç “Ben senin karınım” diyerek bir şey talep etmedim ama “Ben bu rol için uygunum, neden oynamıyorum” diye isyan ettiğim oldu. Yılmaz da herhalde o kadar yakını olan birine başrolleri vermek istemedi. Halbuki oyunculuğumu çok beğendiğini söylerdi hep. İlk filmimi onun ısrarıyla yaptım, İbo ile Güllüşah. Bir gerçek daha var, hayatımın en büyük hatasını sinema üzerine çok fazla yatırım yapmamakla yaptım. Ben tiyatrocuyum, tiyatro eğitimi gördüm, benim için o önemliydi. Çok isteseydim şöyle ya da böyle bir şey olurdu. Sinemayı çok geç fark ettim. Yılmaz’dan ziyade benim hatam yani.

“HEYECAN YOKSA AŞK DA OLMAZ”

■ Gazetelerde Kemal Bey’in lise aşkınız olduğu yazıldı. Doğru mu bu?
Hayır, aynı lisedeydik, tanışıyorduk ama sevgili değildik. Aşk yoktu aramızda. Kemal, lisenin en yakışıklı çocuğuydu.
■ Lisedeki aşklarınızla şimdi yaşadığınız aşklar arasında fark var mı? Daha mı oturaklı oluyor aşk, yaş ilerleyince?
Bence hiç farkı yok. Aşk aşktır. Belli yaşlarda, belli zamanlarda insanın başına gelir. “O zamanki başkaydı, şimdiki başka, aradakiler bambaşka” denemez ki… Bunları söylemek çok saçma olur. Tabii ki herkes her durumda farklı hisseder.
■ Ama sonuçta istekler değişmiyor mu? İnsan gençken heyecan, yaş ilerledikçe huzur istemez mi?
Ben her zaman heyecan istiyorum. Heyecan olmadığı zaman aşkın olması mümkün değil bence. Huzur başka bir şey. Huzuru, dostluğu arkadaşlarınla paylaşırsın. Heyecan yoksa ben ona “Aşk” diyemem.

“OYUNCULUĞUN HER ANINI SÖMÜRÜYORUM”

■ İş konusunda bugüne dek öğrendiğiniz en önemli şey ne?
Sabretmek çok önemli. Bence iş konusunda en önemli şey işini tutku haline getirmek. İşinle aşk yaşamak. Hiçbir zaman ulaşılacak son nokta olmadığını bilmelisin çünkü nereye varırsan var, o nokta yükselir.
■ Tiyatrodan hiç vazgeçmediniz. Bu sene hangi oyunlarda izleyeceğiz sizi?
Bu sene Tiyatro 0.2 ile oyunlara devam ediyoruz. 12 Eylül’de Bulanık adlı oyunumuz ilk kez sahnelenecek. Yine çok güzel bir ekiple çalışıyoruz. Çok iyi anlaştık 0.2 ile. Limonata da devam ediyor. 5 Eylül’de ona başlıyoruz.
■ Tiyatro sizi sinemadan, televizyondan daha mı çok heyecanlandırıyor?
Beni her şey heyecanlandırıyor. Oyunculuğun her anını sömüren bir insanım. Oyunculuğa tapıyorum. Zaten aklı başında, makul, sakin bir insan değilim. Aklı başında düşündüğüm şeyler başka. İşin içine iş, dostluk, aşk, kediler ve diğer canlılar girdiği zaman çok heyecanlanıyorum. Kısaca normal olarak heyecanlı bir kadınım!
■ O zaman şöyle sorayım, bir oyunun ilk kez perde açışı mı sizi daha çok heyecanlandırıyor, yoksa bir adamla ilk yemek mi?
Çok farklı heyecanlar! İlk gece değil, beni en çok prova süreci heyecanlandırıyor tiyatroda. Sevgilimle ilk olan her an çok heyecanlıdır. Ama kişisel tarihime göre sonlar da heyecanlı.
■ Çocuklarınız bu heyecanlı halinize ne diyor?
E yoruluyorlar tabii! Sadece çocuklarım değil, çevremdeki herkesi yoruyorum.

AİLE KORKUNÇ BİR CANAVARDIR”

■ Sizin ciddi bir feminist tarafınız da var. Son zamanlarda ayyuka çıkan aile içi şiddet olayları hakkında ne söylemek istersiniz?
Aile korkunç bir canavardır. Kâbuslu bir hücredir. Son
zamanlarda kadınların daha çok şiddet gördüğünü düşünmüyorum. Sadece daha fazla dile geliyor. Göz önünde olması çok iyi. Bunun engellenmesi, sosyal koşulların oluşturulması şart. Bir yandan da erkek egemen ideolojinin eleştirilmesi ve yok edilmesi lazım. Dolayısıyla aile içi şiddet, tecavüz daha da görünür olmalı. Bu konular son 20-30 yıldır feministler sayesinde konuşuluyor.
■ Ama Fatmagül’ün Suçu Ne dizisinde tecavüzcülerden birinin annesini oynuyorsunuz.
Çok da çelişkili bir rol bu. Bazen oynadığım karakterden nefret ediyorum, bazen de yaşadığı ruh hali için “Allah kimsenin başına vermesin” diyorum.

KEMAL ÖNCÜ

“DENİZ LİSEDE DE ÇOK GÜZEL BİR KIZDI”
Bodrum’da olduğu için telefonla konuşabildik Kemal Bey’le. Deniz Türkali’ninki kadar heyecanlı ve neşeli geliyordu sesi. “Deniz lisedeyken de çok güzeldi” diye anlatmaya başladı. “O zamanlar sadece arkadaştık, sevgili ya da âşık değildik. Yıllar sonra karşılaştık, önce yine arkadaş olarak başladı ilişkimiz, sonra aşka dönüştü” diye anlatıyor. “Liseden başka arkadaşlarınızla görüşüyor musunuz, gazetede fotoğrafları görünce arayan oldu mu” diye sorunca “Tabii ki, çok arayan oldu. Herkes ‘Nasıl olur, daha önceden böyle bir şey yoktu’ dedi. Yalnız gazetelerdeki fotoğraflarda beni çok göbekli göstermişler. ‘Sen sportif adamsın o göbek ne’ demek için arayan da oldu.”

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s